Barbaros Hayreddin Paşa
Barbaros Hayreddin Paşa, 1478 yılı civarlarında Midilli’de doğdu. Aslen Vardar yenicesinden olan babası Yakup Ağa, bir Osmanlı sipahisiydi ve 1461 yılında Midilli’nin fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed ile birlikteydi. Asıl adı Hızır olduğu halde Barbaros ve Hayreddin lakaplarıyla tanınır. Batılılar havuç rengine çalan kırmızı sakalından dolayı, ağabeyi Oruç’a verdikleri “Barbarossa” adını daha sonra Hızır içinde kullandıklarından Barbaros diye tanınmış, Hayreddin lakabını ise kendisine Yavuz Sultan Selim takmıştır.
Barbaros Hayreddin Paşa, kardeşleri İlyas ve Oruç ile beraber birçok deniz savaşında bulundu. Diğer kardeşi İshak ise Midilli’de kaldı. Barbaros Hayreddin Paşa, Cezayir seferine Oruç Reis ile birlikte çıktı. Cezayir’in fethedilmesinden sonra Oruç Reis, Cezayir’e Bey oldu. Barbaros Hayreedin Paşa, İshak ve Oruç Reis’ler şehit olunca Cezayir Beyliği’ne atandı. Beylerbeyi ünvanını alan Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul’a gelip 1534 yılında Kaptan-ı Derya oldu.
Devamını Okuyun
Ziya GÖKALP (1876-1924)
Özellikle milliyetçilik ve Türkçülük üzerine kaleme aldığı eserleri ile ünlenmiştir.
23 Mart 1876’da Diyarbakır’da doğdu. 25 Ekim 1924’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Mehmet Ziya. Babası yerel bir gazetede çalışan memurdu. Eğitimine Diyarbakır’da başladı. Amcasından geleneksel İslam ilimlerini öğrendi. 18 yaşında intihara teşebbüs etti. Bir yıl sonra 1895′te İstanbul’a gitti. Baytar Mektebine kaydını yaptırdı. Buradaki öğrenimi sırasında İbrahim Temo ve İshak Sükûti ile ilişki kurdu. Jön Türkler’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Muhalif eylemleri nedeniyle 1898’de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra 1900′de Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. 1908′e kadar Diyarbakır’da küçük memuriyetler yaptı. 2′nci Meşrutiyetten sonra İttihat ve Terakki’nin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. “Peyman” gazetesini çıkardı. 1909′da Selanik’te toplanan İttihat ve Terakki Kongresi’ne Diyarbakır delegesi olarak katıldı. Bir yıl sonra, örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçildi. 1910’da kurulmasında öncülük yaptığı İttihat Terakki İdadisi’nde sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan da “Genç Kalemler” dergisini çıkardı. 1912′de Ergani/Maden (Diyar-ı Bekir) mebusu olarak Meclis-i Mebusan’a seçildi, İstanbul’a taşındı. Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Derneğin yayın organı “Türk Yurdu” başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası, Yeni Mecmua’da yazılar yazdı. Bir yandan da Darülfünun-u Osmani’de (İstanbul Üniversitesi) sosyoloji dersleri verdi.
Devamını Okuyun
Şevket Süreyya Aydemir
Yazar Şevket Süreyya Aydemir 25 Mart 1976’da Ankara’da öldü. Aydemir, başta kendi yaşamını anlattığı Suyu Arayan Adam (1959) olmak üzere, Atatürk ve İnönü dönemlerini incelediği Tek Adam (1963-1965, 3 cilt) ve İkinci Adam (1966-1968, 3 cilt) adlı kitaplarıyla tanınıyordu. 1897’de Edirne’de doğan Aydemir Edirne Muallim Mektebi’nde okurken Turancı görüşleri benimsedi. 1915’te gönüllü olarak katıldığı I. Dünya Savaşı’nda, Kafkas cephesinde yaralandı. Azerbaycan, Dağıstan ve Gürcistan’da öğretmenlik yaptığı sırada Marksizmi benimsedi. Daha sonra Türkiye Komünist Partisi’ne giren Aydemir, Bakü’de toplanan Doğu Halkları Kongresi’ne katıldı. Moskova Üniversitesi’nde iktisat öğrenimini görerek Türkiye’ye döndü ve Aydınlık dergisinde yazılar yazdı. 1925’te bu dergi kapatılınca yazılarından dolayı Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı ve 10 yıl hapse mahkum oldu. Ancak, bir buçuk yıl sonra aftan yararlanarak hapisten çıktı. 1927’de yeniden tutuklandı, yargılanarak beraat etti. Devamını Okuyun
Kaşgarlı Mahmud
Dîvânü Lugati’t-Türk isimli, dünyaca bilinen eserin yazarıdır. Tam adı: Mahmud bin Hüseyin bin Muhammed’dir. Türk dilinin, Türk milliyetçiliğinin en büyük sözcüsü Kaşgâr’da doğdu. Babasının adı Hüseyin’dir. İlk Türk – İslâm devletini kuran Karahanlılar soyundandır. Pek çok Türkçe eserde, hangi tarihte, nerede öldüğünün bilinmediği iddia edilse de türbesi Doğu Türkistan’ın Kaşgâr şehrindedir.
Mahmud, 1008′de dünyaya gelmiştir. Saciye ve Hamidiye Medreseleri’nde tahsil gördükten sonra kendisini Türk dili tetkikatına vakfetmiştir. Bu amaçla Orta Asya’yı boydan boya kat ederek Anadolu’ya oradan da Bağdat’a gitmiş, 1072 – 1073 yılları arasında hazırladığı meşhur kitabını Abbasi halifesine armağan etmiştir. Kitabın asıl nüshası bu gün Ayasofya Müzesi’nde muhafaza edilmektedir. Kitabın Uygurca çevirisi ancak 1978′de yapılabilmiştir.
Devamını Okuyun
Nâzım Hikmet Ran
Nâzım Hikmet tam adıyla Nâzım Hikmet Ran lakabı “Güzel Yüzlü Şair“dir. (d. 15 Ocak 1902, Selanik – ö. 3 Haziran 1963, Moskova) Türk şair ve oyun yazarı. Türkiye’de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin öncüsü. Uluslararası bir üne ulaşmış ve adı 20. yüzyıl’ın ilk yarısında yaşamış olan dünyanın en büyük şairleri arasında anılmıştır.[1] Eserleri birçok yabancı dile çevrilmiştir. Mezarı halen Moskova’da bulunmaktadır. Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olup ayrı ayrı toplam 11 davadan yargılanmıştır.
Eserleri birçok ödül almıştır. Ancak Türkiye’deki yaşamının çoğunu hapiste geçirmiş daha sonra Moskova’ya gitmiş ve Türk vatandaşlığından çıkarılmıştır.
Faruk Nafız Çamlıbel
18 Mayls 1898, İstanbul doğumlu olan yazar, Tıp Fakültesi’ndeki yüksekögretimini yarıda bırakarak önce yazar sonra ögretmen oldu. Kayseri (1922), Ankara (1924-1932) ve İstanbul’da (1932-1946) edebiyat ögretmenliği, İstanbul millevekilligi (1946 – 27 Mayıs 1960) yaptı.
Şiire Birinci Dünya Savaşı yıllarında aruzla basladı. Duygu ve düşünceyle bir arada yürüten, romantik ve realist konu ve hayatları işleyen şiirleriyle kendisine yaygın bir ün sagladı.
Heceyle ilk şiirleri de gene 1918-1921 yılları dergilerinde çıktı. Hecenin Beş Şair’ inden biri olarak bilindikten sonra da zaman zaman aruzla yazdı. Özellikle son şiirleri hep aruzladır.
Şair her iki vezni de ustalıkla kullanmıştır.
Savaş yıllarından sonraki şiirleri Güneş (1927), Hayat (1926-1929) ve daha yeni dergilerde çıktı; Akbaba dergisinde Çamderviren ve Deliozan adlarıyla mizah şiirleri de yazdı.
1933 yılında Anayurt adında haftalık bir sanat dergisi de çıkarmıştır.
20 yüzyılın en usta şairlerinde Faruk Nafız Çamlıbel 8 Kasim 1973 ‘te Akdeniz’de bir gezideyken gemidekalp yetmezliğinden vefat etmiştir. Devamını Okuyun
Yaşar Çağbayır
Emekli Türk Dili ve Edebiyatı / Türkçe öğretmeni, eğitim yöneticisi, yazar, araştırmacı ve köşe yazarı olan Yaşar Çağbayır, 3 Mayıs 1945 tarihinde Denizli- Serinhisar İlçesi’nin Kocapınar köyünde doğmuştur. 1968’de Bursa Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitiren yazar, aynı yıl Konya-Ereğli’nin Halkpınar beldesinde öğretmenlik mesleğine başlamıştır. 1991 yılında Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirerek lisansını tamamlamıştır.
Öğretmenlik ve yöneticilik yaptığı dönemlerde karşılaştığı ve anlamını bilmediği Türkçe sözcükleri fişleme yöntemiyle biriktirerek başladığı ve 38 yıllık özverinin ürünü olan Ötüken Türkçe Sözlük’ü, 3 Mayıs 2006’da bitirmiştir.
Öğrencilik ve öğretmenlik hayatında Türkçe sözcüklerin araştırmasında yaşadığı kaynak sıkıntısını yeni nesillerin de yaşamaması için Ötüken Türkçe Sözlük’ü hazırlayan yazar ayrıca Yeni Söke Gazetesi ile Beşparmak, Sarızeybek, Çağrı, Türk Dili dergilerinde de yazmaktadır. “Söke” isimli eseriyle Aydın Valiliği tarafından kendisine takdirname verilen yazar, “İstiklâl Marşı’nın Tahlili” eseri dolayısıyla da Söke Ticaret Odası tarafından onur belgesine layık görülmüştür. Son olarak Söke İlçesi çapında eğitim ve araştırma alanında yaptığı çalışmalarla “SÖKE’NİN İLK ÇINARI” seçilmiş olup Aydın Belediyesi ve Aydın İl ve İlçeleri Eğitim ve Kültür Derneği tarafından Aydın’ın Yunan İşgali ile ilgili yazıları ve Söke’nin tarihi ile ilgili yayını dolayısı ile “YÖRÜK ALİ EFE ÖDÜLÜ’ne lâyık görülmüştür.Halen Aydın’ın Söke İlçesi’nde yaşayan yazar, evli ve 2 çocuk babasıdır.
Devamını Okuyun
Refik Halid Karay
İstanbul’da doğmuştur (1888). Mudurnu’dan İstanbul’a göç etmiş Karakayış ailesine mensup Maliye Başveznedarı Mehmed Halit Bey’in oğlu olan Karay, Veznecilerdeki Şemsü’l Maarif ve Göztepe’deki Taş Mektep’te okumuş, bu arada özel dersler almıştır. Galatasaray’a devam etmiş (1900-1906), ancak okulu bitirememiştir. Mekteb-i Hukuk’a girmiş (1907), bir yandan da Maliye Nezareti’nde Devair-i Merkeziye kaleminde katiplik yapmıştır. Meşrutiyet’in ilanından sonra öğrenimini ve katipliği bırakarak gazeteciliğe başlamıştır (1908). Önce gündelik Servet-Fünun’da, sonra Tercuman-ı Hakikat’ta çevirmen ve yazar olarak çalışmıştır (1909). Son Havadis adıyla, ancak iki hafta çıkabilen
bir gazete kurmuştur (1909). Hurriyet ve İtilaf Fıkrası’nın iş başına geldiği sırada Altıncı Belediye Dairesi Başkatibi olmuş (1912), İttihat ve Terakki İktidarınca Mahmut Şevket Paşa’ya suikast olayının ardından muhalefeti tuttuğu gerekçesiyle Sinop’a sürülmüştür (1913). Oradan Çorum’a, Bilecik’e ve Ankara’ya nakledilmiştir (1913-1918). Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin’in çabalarıyla İstansul’a dönmüş (1918), Robert Kolej’de Türkçe öğretmenliği yapmıştır. Mütareke’de yeniden siyasal atılmış, Hürriyet ve İtilaf Fıkrası Genel Merkez üyesi olmuştur. Sabah gazetesinin başyazarı olmuş, Alemdar ve Peyam-ı Sabah gazetelerinde yazmıştır. Damat Ferit Paşa hükümeti döneminde Posta-Telgraf Umum Müdürü atanmıştır(1919).http://www.kitapozetleri.ajanhaber.com
Kurtuluştan sonra Milli mücadele’ye karşı olan yazıları yüzünden Yüzellilikler listesi alınmış ve yurdu terketmek zorunda kalmıştır (1922). Beyrut ve Halep’de onbeş yıl bir sürgün ve gurbetlik yaşamı olmuş, Halep’te yayımlanan Doğruyol( 1924) ve Vahdet (1928) gazetelerinin yönetimini üstlenmiştir. Kabul edilen af kanunuyla yurda dönmüş (1938), yeniden gazeteciliğe başlamış, ancak yaşamın sonuna kadar politikaya girmemiştir.
Yüzellilikler’in affının doğrudan doğruya Refik Halid sayesinde olduğunu ima eden Yakup Kadri, bizzat Atatürk’ün öykülerini ve yazılarını çok sevdiği Karay’ın yurda dönmesinin sağlanmasını istemiş ve bir toplantıda içişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya “Ne yapacaksak yapalım, onun bir an evvel memlekete dönmesinin çaresine bakalım” demiştir.Şükrü Kaya yazarın bir sınır karakoluna teslim olması, oradan “nezaketle Ankara’ya gönderilmesi yolunda bir çözüm bulmuş, ancak Refik Halid bu çözümü kabul etmeyince, af yoluna gidilmiştir.
Yaşamını kalemiyle kazanan Karay, İstanbul’da ölmüştür (1965).
Yazın Yaşamı
Yakup Kadri’nin “uzaktan uzağa Aşk-ı Memnu’daki hoppa ve züppe Behlül’ü andırır halleri” olduğunu söylediği Refik Halid, ilk yazılarını gündelik Servet-i Fünun’da yayımlamış, Fecr-i Ati topluluğuna katılmıştır. Yakup Kadri’nin Nirvana adlı tek perdelik oyunu yayımladığı 1909 yılında Refik Halid de Zend Avesta başlığı altında yazdığı bir dizi düzyazı ile dikkat çekmiştir. Karaosmanoğlu, bu yazılar için şunları söylemektedir: “Refik Halid o yazılarında alışılmış nesir temlerinden hiç birine yer vermemekte, hep cansız şeylerden canlı varlıklar gibi bahsedip durmakta idi. Çok şahsiyetli bir üslubu da vardı ve bunda Edebiyatı Cedide’nin allı pullu süslerinden hiçbir iz gözükmüyordu. Refik Halit bununla kalmıyor, gayet sade bir konuşma türkçesiyle yazıyordu.
Ittıhat ve Terakki iktidarını eleştirdiği gönderildiği sürgün yıllarında edindiği Anadolu İzlenimlerini dili getirdiği Memleket Hikayeleri’ni Ziya Gökalp’ın yönettiği Yeni Mecmuada yayımlamıştır (Ocak-Ekim 1918). Bu öyküler, Millî Edebiyat ve Sade Lisan akımlarının genişletip benimsenmesinde önemli bir rol oynamıştır.
Gazeteciliğe hiç ara vermeyen Karay, yurt dışında gitmek zorunda kaldığı sürgün yıllarında ise Gurbet Hikayeleri’ni yazmıştır (Tan gazetesinde yayımı Aralık 1938-Nisan 1939).http://www.kitapozetleri.ajanhaber.com
Eserleri
Öykü: Devamını Okuyun

